4 Nisan 2013 Perşembe

ROSE


“Senin burada en arka sırada olacağını tahmin etmiştim”

“ Buradayım, çünkü buna tahammül edemiyorum” derken bir damla gözyaşı süzüldü yanağından genç adamın.

 Genç kız süzülen gözyaşını, parmağıyla nazikçe sildi. “Hani söz vermiştin bana ağlamayacaktın”

“Sen de söz vermiştin” diyerek gözlerinin içine baktı kızın. İçinde kaybolduğu engin denizlere benzettiği gözlerine. Gülümsedi genç kız “Ben sözümü tuttum aşkım, bak işte buradayım”

“Hayır” dedi genç adam. “Tutmadın. Hastanede dayanacağına dair bana söz verdin. Biraz daha dayanacaktın” Yüzünü ellerinin arasına almak istedi genç kızın. Ama yapamadı. Kolları taştan daha ağırdı sanki kalkmıyorlardı.

Genç kız tekrar gülümseyerek “beni seven ne kadar çok insan varmış” dedi. Başını çevirdiğinde genç adamın buruk aynı zamanda donuk bakışıyla karşılaştı.

“Veda etmek için geldin değil mi? Beni terk edeceksin. Bu koskoca dünyada yapayalnız bırakacaksın beni”

Genç kız konuşmadan sadece seyrediyordu aşık olduğu adamı. Çok sevmişti kumral prensini. Beyaz atlı değildi ama onun prensiydi. Hep yanındaydı aşkıyla, sadakatiyle onu hiç bırakmamıştı. Genç adamın konuşmasını kesti. “Benim için ağlamayacaksın, hayatına devam edeceksin”

Genç adam bu sözlere çok kızdı. İnat yaparcasına bağırdı. “Ağlayacağım, her gün mezarına gelip ağlayacağım”

Kızın gülümsemesi kesildi. “Benim bir mezarım olmayacak” dedi.

“Bu da ne demek” diye tam soracağı sırada, genç adama seslendiler. Genç adam başını tekrar çevirdiğinde kız yoktu. Rose gitmişti.

Arkadaşı acı dolu gözlerle yanına geldi. “Robert, Rose’un ailesi bunu sana vermemi istedi”

Robert, arkadaşının elindeki metal su kabına benzeyen şeye baktı. “Bu nedir?”

Arkadaşı yere bakarak ve acı dolu bir şekilde “Rose’un külleri”

“Ne demek Rose’un külleri” diyerek bağırmaya başladı. “Rose orada yatıyor” Koşarak tabutun yanına gitti. Tabut boştu. Rose’u bu tabutun içinde görmeye dayanamayacağı için hep arkada kalmıştı. Rose’da bunu biliyordu. Her şeyi düşünmüştü. Birden Rose’un sözleri yankılandı kulaklarında “Benim bir mezarım olmayacak”

Şaşkınlıkla ailesine baktı. “Bunu Rose sağlığında istedi ve sana söylemememiz için de bize yemin ettirdi. Üzgünüz Robert.”

Robert’ın dizleri çözüldü. Metal kap hala arkadaşının elindeydi. Uzanıp Rose’u arkadaşının elinden aldı. Kendini dışarı attı.

Nereye yürüdüğünü bilmeden, Rose’un sesi kulaklarında yürüdü yürüdü…

Güneşin batmak üzere olduğunu fark etti. Rose’un en sevdiği saatlerdi. Böyle bir akşam vaktinde tanışmış olmalarının bunda payı vardı tabii ki. Yönünü değiştirip koşmaya başladı. Artık nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Metal kabı sıkı sıkı tutuyordu. Sonunda durdu. Rose bu köprüde durup denizi seyretmeyi çok severdi. Denize bakarak kararını verdi. Rose en sevdiği yerde olmalıydı. Ama yalnız olmamalıydı, böylece verdiği sözü de tutmuş olurdu. Metal kabın kapağını açtı ona sımsıkı sarıldı, gözlerini kapattı. Ve Rose ile birlikte derin sonsuzluğa atladı.
www.edebiyathaber.net sitesinde Yaşasın video öykü! (8) için yazmıştım. Yaşasın video öykü! (8) uygulamada gösterime girmedi.
 

1 yorum:

  1. aahh böyle derin büyük aşklar var mı gerçekten?? :(

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi cekebilir :

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...